Ostern tatilinde gençliğin nabzı aynı heyecanda attı
İsviçre İslam Toplumu’nun kamp programları, gençlere yalnızca birkaç gün değil: yön ve güçlü bir kardeşlik zemini sundu
Bazen dört gün, takvimde kısa görünür; fakat samimi bir atmosfer, anlamlı buluşmalar ve gönülde iz bırakan sohbetlerle yaşandığında, bir mevsim kadar derin iz bırakır. İsviçre İslam Toplumu Gençlik Teşkilatı ile Kadınlar Gençlik Teşkilatı tarafından Ostern tatilinde, 3 Nisan ile 6 Nisan 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen kamp programları da geride tam olarak böyle bir hatıra bıraktı. Baharın tazeliğiyle buluşan bu özel günler, katılımcılara yalnızca dinlenme ve sosyalleşme değil, aynı zamanda düşünme, derinleşme ve kendini yeniden konumlandırma imkânı sundu.
Gençlik Kampı: sözün, şuurun ve kardeşliğin buluştuğu zemin
Gençlik Teşkilatı tarafından gerçekleştirilen Gençlik Kampı, yaklaşık 100 gencin katılımıyla dikkat çekici bir yoğunluk içinde gerçekleşti. Farklı şehirlerden gelen gençler, birkaç gün boyunca yalnızca aynı mekânı değil; aynı heyecanı, aynı arayışı ve aynı istikameti de paylaştı.
Kamp boyunca işlenen konular, gençlerin zihninde yer eden temel sorulara doğrudan temas etti. “Allah hakkında doğru bilgi edinmenin önemi”, “zaman ve mekân bilinci” ve “kimlik ve aidiyet” gibi başlıklar, sadece teorik çerçevede ele alınmadı; aksine gençlerin bugünkü hayatına, yarınki yürüyüşüne ve içinde yaşadıkları dünyanın gerçeklerine bağlanarak işlendi. Böylece program, yalnızca bilgi veren değil; düşündüren, derinleştiren ve insanı kendi iç sesine yaklaştıran bir yapıya dönüştü.
Kampın konuşmacıları arasında İsviçre İslam Toplumu Başkanı Abdullah Kasapoğlu, T.C. Eğiitim Müşaviri Prof. Dr. Bünyamin Bezci ve Dr. Muhammed M. Yüksel yer aldı. Her biri farklı bir pencereden konuştu; fakat bütün konuşmalar aynı noktada birleşti: kimlik sahibi, şuurlu, köklü ve sorumluluk taşıyan bir gençlik.
Programda gençlere hitap eden Gençlik Başkanı Fevzi Yükseldi, Müslüman kimliğinin yalnızca taşınan bir aidiyet değil, aynı zamanda korunması, derinleştirilmesi ve hayata yansıtılması gereken bir emanet olduğuna dikkat çekti. Gençlere hitabında, önlerinde uzanan hayat yolunun sadece imkânlarla değil, sınamalarla da örülü olduğunu hatırlattı. Bu sebeple sağlam bir karakterin, bilinçli bir aidiyet duygusunun ve istikametli bir duruşun ne kadar kıymetli olduğunu vurguladı.
Eğitim başkanının konuşmasında öne çıkan vurgu ise, sünnetin uzaklarda aranacak bir ideal değil, zaten hayatın içinde yeşeren canlı bir hakikat oluşuydu. Gençlerin düzenli olarak katıldıkları cami ve ev sohbetleri, sabah namazı buluşmaları ve küçük kardeşlerine camiyi sevdirme gayretleri; bu örnekliğin gündelik hayattaki sessiz ama güçlü karşılıkları olarak dile getirildi. Böylece sıradan gibi görünen çabaların, aslında ne kadar büyük bir mananın taşıyıcısı olduğu yeniden hissedildi.
Genel merkezden programa katılan Dr. Muhammed M. Yüksel ise yaptığı değerlendirmelerde, içinde bulunulan zamanı doğru okumanın ve yaşanılan toplumu sahih bir bakışla anlamanın önemine işaret etti. Güçlü nesillerin tesadüfen yetişmediğini, bunun arkasında sağlam aileler, derin bir bilinç ve köklü bir aidiyet duygusu bulunduğunu ifade etti. Onun konuşmaları, gençlerin sadece bugünü değil; tarihle, toplumla ve sorumlulukla kurdukları bağı da yeniden düşünmelerine vesile oldu.
Kampın görünmeyen ama en güçlü yanı: aynı yöne bakan kalpler
Bu kampın kıymeti, yalnızca salonlarda kurulan cümlelerde saklı değildi. Sportif aktiviteler, doğa yürüyüşleri ve birlikte geçirilen vakitler, programın sosyal dokusunu güçlendirdi. Bazen bir yürüyüş sırasında kurulan kısa bir cümle, bazen bir oyun esnasında paylaşılan içten bir gülümseme, bazen de aynı sofrada oluşan samimiyet; bu günlerin hafızada kalan en sıcak tarafını oluşturdu.
Çünkü bazı programlar bilgi kazandırır; bazıları ise insana, yalnız yürümediğini hissettirir. Bu kamp, gençlere tam da bunu verdi: Aynı kaygıları taşıyan, aynı değerlere tutunan, aynı ufka yürümek isteyen başka kalplerin de var olduğunu gösterdi.
Kadınlar Gençlik Teşkilatı kampı: zarafetle örülen güçlü bir eğitim atmosferi
Kadınlar Gençlik Teşkilatı tarafından gerçekleştirilen kamp programı ise 34 katılımcıyla daha sakin ama aynı ölçüde derinlikli bir atmosfer içinde hayata geçti. Programın Ablalar Eğitim Programı ile birleştirilmesi, içeriği daha da zenginleştirdi ve çok katmanlı bir yapıya dönüştürdü.
Bu kampın en dikkat çekici yönlerinden biri, eğitimin yalnızca anlatılan bir bilgi olarak kalmamasıydı. Burada bilgi; sohbetle, tefekkürle, atölyeyle ve birlikte geçirilen zamanla canlı bir zemine taşındı. Oyunlar, atölyeler, sabah duaları, Selfie-OL, “Tefekkür” konulu fotoğraf yarışması ve Kahoot gibi etkinlikler, programın hem dinamik hem de anlam yüklü yönünü öne çıkardı.
Katılımcılar, bir yandan öğrenirken bir yandan da birbirlerini daha yakından tanıma, birlikte düşünme ve ortak bir dil kurma fırsatı buldu. Bu yönüyle kamp, yalnızca bir eğitim süreci değil; aynı zamanda içtenlik, paylaşım ve manevi yakınlıkla örülen bir buluşma oldu.
Her başlık, hayatın içine değen bir iz bıraktı
Programda yer alan seminerler ve atölyeler, genç hanımların hem kişisel hem ailevi hem de toplumsal dünyasına temas eden başlıklardan oluştu.
Feyza Hilal Karabulut, gerçekleştirdiği fotoğrafçılık atölyesiyle bakmanın yalnızca görmek değil, anlamayı öğrenmek olduğunu hatırlattı.
Dilara Perktaş, “Abla Kardeş Aile”, “Günümüzün Esmaları” ve “Kardeşimi ne kadar tanıyorum” başlıklı sunumlarıyla aile bağları, manevi farkındalık ve yakın ilişkilerin değeri üzerinde durdu.
Sinem Perktaş, “Peygamberin zaman yönetimi” başlıklı sunumunda modern çağın dağınıklığı içinde zamanı bilinçle kullanmanın ufkunu açtı.
Sükeyna Çorbacı, “İslam’da kardeşlik” başlığı etrafında kalpleri birbirine yaklaştıran o derin bağın anlamını yeniden gündeme taşıdı.
Beyzanur Yükseldi ise “Abla Kardeş İlişkisi” çerçevesinde sevgi, sorumluluk ve örnekliğin aile içindeki kıymetini ele aldı.
Programın dikkat çeken sunumlarından biri de Muhammed M. Yüksel tarafından gerçekleştirildi. Yüksel, “zaman ve mekân idrakı” başlığının bugüne taşıdığı sorumluluk üzerine değerlendirmelerde bulundu. Böylece katılımcılara, yalnızca bugünün meselelerine değil; geçmişten bugüne taşınan bir birikime de bakma imkânı sundu.
Saliha Kasapoğlu, “Özgüven ve kendini bilmek” başlıklı sunumuyla genç hanımların iç dünyasına seslenirken, Abdullah Kasapoğlu ise “Orta Doğu krizi” çerçevesinde güncel gelişmeleri değerlendirdi. Böylece kamp, hem iç dünyayı besleyen hem de dış dünyayı anlamlandıran dengeli bir çerçeve sundu.
Bu buluşmaların asıl gücü, geride bıraktığı duyguda saklıydı
Her iki kampın da ortak zemininde aynı hedef vardı: kimliğini bilen, aidiyet duygusunu taşıyan, sorumluluk bilinci gelişmiş ve kardeşlik ruhunu diri tutan nesiller yetiştirmek.
Seminerler, atölyeler, yürüyüşler, sohbetler ve birlikte geçirilen saatler; katılımcılara yalnızca bilgi vermedi. Aynı zamanda onlara, içinde yaşadıkları çağın hızına rağmen derinleşmenin hâlâ mümkün olduğunu; dağınıklığın ortasında bir istikamet edinilebileceğini; kalabalıklar içinde bile hakiki kardeşliğin kurulabileceğini gösterdi.
Bugünün gençliği çok fazla uyaranın, çok fazla sorunun ve çok fazla savrulmanın ortasında büyüyor. Böylesi bir dönemde, insanı kendi özüyle yeniden buluşturan, değerlerini hatırlatan ve yürüyüşüne anlam kazandıran her buluşma, sıradan bir program olmanın çok ötesine geçiyor. Ostern tatilinde gerçekleştirilen bu kamp programları da tam olarak böyle bir anlam taşıdı.
Geriye yalnızca birkaç fotoğraf, birkaç not ya da birkaç hatıra kalmadı. Geriye, güçlenmiş dostluklar, derinleşmiş düşünceler, yeniden tazelenmiş bir aidiyet duygusu ve geleceğe daha sağlam bakabilen genç yürekler kaldı.
İsviçre İslam Toplumu
Kurumsal İletişim Başkanlığı


